TSK'nın 27 Nisan'daki çıkışı
TSK'nın 27 Nisan'da yaptığı açıklama hakkında ne düşünüyorsunuz?
28.04.2007  |  Yönetici |  291 kişi oyladı
 
 
Bülent Korucu: Bir tarafta Avrupa Birliği üyeliğini hedeflemiş Türkiye, öte yanda askeri vesayetten kurtulamamış siyasi yapı. AB'ye üyeliğin ötesinde asıl hedeflenen ekonomik ve siyasal parametrelerdir. Muasır medeniyet denilen ülkü, herhangi bir birliğe üye olmanın ötesinde, çağdaş demokrasinin nimetlerinin ülkeye taşınmasıdır. Kırık aşk hikayesi gibi kesintilerin aşık usandırması muhtemel riskler arasındadır. Devletin bekası ile ilgili endişelerin paylaşılacağı zemin Milli Güvenlik Kurulu'dur. Bunun dışındaki usuller, sadece çağdaş demokrasiye değil, bütün eksiklerine rağmen meri kanun ve kurallara da terstir. Anayasa Mahkemesi'nin önüne gitmiş bir mesele ile ilgili yapılan açıklamalar, yüksek yargının kararını da gölgeleyecek. Oluşacak içtihadın askere rağmen ya da askerin talimatıyla diye algılanması kaçınılmaz olacaktır. Askere rağmen olsa iki anayasal kuruluş arasında karşıtlık algısı kurulacak.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=533307

Türker Alkan: Gül'ün adaylığı açıklanır açıklanmaz geçmişte yaptığı laiklik karşıtı konuşmalar gündeme geldi. Maşallah, keskin sirkelik bakımından Sn. Erdoğan'dan pek bir farkı yok Sn. Gül'ün! Her ikisi de Cumhuriyet rejiminin laik karakterine son vermekten söz ediyor. Ve bu ikiliden birisi Başbakan, diğeri de Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor! Meclis Başkanı olanı da cabası. Bu manzara karşısında ürken, irkilen muhalifleri, 'Acaba gerçekten değiştiler mi' diye tereddüt eden kuşkucuları anlayışla karşılamak lazım. Hele de Erdoğan'ın bir zamanlar ettiği 'Biz usul usul, belli etmeden geliyoruz!' sözlerinden sonra.
 
Taha Akyol: Cumhurbaşkanı seçiminin mahkemelik olması elbette esef verici bir olay. Olmamalıydı, ama oldu. Anayasa Mahkemesi şu üç karardan birini verebilir:
  • Anayasa ilk turda üçte iki oyla cumhurbaşkanı "seçilir" dediğine göre, bu, "toplanmak" için değil, "seçmek" için gereken sayıdır; toplanmak için 184 sayısı yeterlidir. Mahkeme böyle karar verirse Gül, üçüncü turda, 9 Mayıs Çarşamba günü cumhurbaşkanı seçilir. Benim hukuki kanaatim bu yöndedir.
  • Anayasa Mahkemesi CHP'nin itirazını haklı bulur da 367 olmadan hiçbir şekilde toplantı yapılamayacağına karar verirse, izleyen turlara geçilemeyeceği için, otomatikman "derhal seçim" süreci başlar. CHP bunu savunuyor. Temmuz başlarında seçim demektir bu!
  • Anayasa Mahkemesi CHP'nin itirazını haklı bulur da 367 milletvekilinin hazır olmadığı "ilk tur"u "sonuçsuz kalmış" sayarak izleyen turlara geçilebileceğine karar verirse, ikinci, üçüncü ve dördüncü tur oylamalar yapılır. Hiçbirinde 367 bulunamazsa o zaman "derhal seçim" süreci işlemeye başlar. Bu işleri iyi bilen Mehmet Keçeciler, Dernekler Kanunu'na kıyasen Yargıtay içtihatlarına dayanarak bu tezi savunuyor.
Bu son tezin özelliği 9 Mayıs'a kadar AKP'ye 367'yi arama imkânı vermesidir. Ama böyle 'sürüklenen' bir süreci Gül'ün kabul etmeyeceğinden eminim.
Neticede her durumda "söz milletin."
 
Haluk Şahin: AKP bundan beş yıl önce seçmenlerin dörtte birini, oy kullananların ise üçte birini almış. Araştırmalara göre, Türk kadınları arasında başlarını 'o' tarzda örtenlerin oranı yüzde 11 dolayında. Ama cumhurbaşkanı adayının, Meclis Başkanı'nın, Başbakan'ın eşleri o yüzde 11 içindeler. Boşaldığında Dışişleri Bakanlığı'na getirilecek yeni ismin eşinin de 'o' kadrodan olacağına iddiaya girebilirsiniz...
 
Murat Yetkın: Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemelik oldu. Bu durumun Türk demokrasisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından üzücü olduğunu baştan söylemek gerekiyor. CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı itiraz başvurusunun anlamı, bir açıdan baktığınızda "Biz Meclis Genel Kurulu'nda kaç kişi olduğunu sayamadık, siz hakem olun" demektir. Bir başka açıdan baktığınızda, "Biz bundan sonra 185 vekilin, Meclis'in 550 kişilik Meclis'in cumhurbaşkanı seçmesine engel olabileceğini karara bağlamak istiyoruz, yardımcı olun" demektir. Çünkü CHP'nin itirazı kabul edilirse bundan böyle Meclis'te 184 toplantı yeter sayısından bir fazlasına sahip olan herhangi bir partinin, kendi onayı olmadan cumhurbaşkanı seçtirmemesi mümkün olacaktır. Bir açıdan bakıldığında, bu Meclis'i siyaset üstü bir cumhurbaşkanı seçmeye zorlamak demektir. Bir başka açıdan bakıldığında, toplumsal uzlaşmayı temsil edecek, 'denetleme-dengeleme' görevini yapabilecek bir cumhurbaşkanı adayı bulmayı zorunlu kılar.
 
Fikret Bila: AKP'nin cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde son ana kadar "uzlaşmadan uzak" tutumu bu sonuca yol açtı.
 
Güreni Civaoğlu: Egemenliğin Türk milleti adına kullanıldığı kurumlardan biri de "yargı"dır. O nedenle cumhurbaşkanlığı seçiminin yüksek yargı organlarından biri olan Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesinde demokrasi adına yadırganacak bir şey yok. Rejim işliyor. Anayasa Mahkemesi, demokrasinin "emniyet supabı" olarak görülmelidir. 1960 öncesinde böyle kurumlar olmadığı içindir ki Meclis'te çoğunluğa sahip iktidar partisi, her istediğini yapabilir sanmıştır. Ve... Ne yazık ki... 27 Mayıs 1960 Askeri İhtilali'yle bu "freni patlamış" gidiş, tanka çarptı.
 
Can Dündar: İtiraf etmeli ki meselenin Meclis'te çözülemeyip mahkemeye havale edilmiş oluşu, demokrasi açısından utanç verici. Bu, öncelikle AKP için bir bozgundur. Erdoğan'ın aday belirlemede son ana kadar bekleme, sürpriz hazırlama ve parti içi dengelere göre son anda aday çıkarma stratejisi çamura saplanmıştır. Erdoğan, baştan kendi adaylığı için kulislere daldı. Sonuç alamayınca geri adım attı. "Mutedil aday" seçeneği de Arınç'a takıldı. Onu ikna edebilmek için "ille eşi türbanlı aday" aradı. Ve bugüne kadar yakınıp durduğu "Cumhurbaşkanının eşi türbanlı olamaz" dayatmasının yerine "Eşi türbanlı olacak" dayatmasını koydu. AKP imzalı tüm tayinlere damgasını vuran bu dayatma, bu kez ters tepti. Kitlelerin güvensizliği perçinlendi. Kutuplaşma hızlandı. Kendini öne süreceği yerde uzlaşmayla bir ortak aday bulabilse, hatta Abdullah Gül ismini en baştan ortaya atıp bir mutabakat arasa bile daha fazla şans yaratabilir, bu fiyaskoyu yaşamayabilirdi.
 
Derya Sazak: Krizden çıkmanın en demokratik yolu yeni cumhurbaşkanını yeni Meclis'in seçmesidir.
 
Mehmet Ali Birand: Bir 367 kavgası çıkardık ve göz göre göre kendimizi bağladık. Anlaşılması çok zor gerekçeler icat edip bir kriz yarattık. 367 kişinin her iki turda da, salonda bulunma zorunluluğu yıllardır konuşulur ancak hiç uygulanmazdı. Muhalefet, AK Parti karşısında zayıf kalınca, bu ipe sarıldı. AKP deseniz, önce "yok böyle bir şey" dedi, oysa ardından 367 kişiyi salona sokmak için kampanya açtı.
http://www.milliyet.com.tr/2007/04/28/yazar/zbirand.html 

Yılmaz Özdil: Hâlâ deniyor ki, bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Milli Görüş'ün dümensuyundan çıkamayan AKP, bir çuval inciri berbat etti.
 
Ergun Babahan: Bugün laikliği koruma adı altında bu modelin demokrasi ayağına kurşun sıkılmıştır. Kim ne derse desin, bugün itibariyle "özürlü bir demokrasimiz" vardır. Yapılacak ilk iş Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili kararının ardından derhal çözümü halkta aramaktır.
 
Umur Talu: Elbette hükümeti, Meclis çoğunluğunu, halkın bir kısmından bir süre için alınan yetkiyi mutlak ve ebedi iktidar zannettiğinizde de bütün bunları hırpalarsınız. Hükümet, "Biz hırpalamadık" dese, yalandır. Ama Genelkurmay, "Biz koruyoruz" derse, o da yalandır. Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında elbette "laiklik" var, ama sadece "laiklik" yok; "demokratik, sosyal hukuk devleti" de var. Ve kimsenin, Anayasa'nın istediği maddelerini, elindeki kuvvete dayanıp ihlal etme yetkisi yok! … İktidar, "bildiriye demokratik tepki" görüntüsüne rağmen, sonuçta bütün bu krizin, rezaletin ve artacak sefaletin mümkün hale geldiği bir dönemin baş sorumlusu. Her bakımdan gereğini yapması, hesap veren özeleştiriden hukuku çiğneyenlere hesap sormaya kadar, üstüne düşenleri idrak etmesi gerekir.
Biri de, "barajı indirilmiş, demokratik, çok sesli, çoğulcu ve yaygın temsile müsait kılınmış erken seçim" dir.
 
Erdal Şafak: Sezer cumhurbaşkanının niteliklerini "Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti ilkelerini özümsemiş" biri diye tanımlıyor. Sezer'e vekalet eden Arınç ise "Sivil, demokrat, dindar" diye... Devletin zirvesinde birbirinin taban tabana karşı iki dünya görüşü barınabilir mi? Cumhurbaşkanı "Laik" kimliğe ısrarla vurgu yaparken, yokluğunda ona vekalet eden Meclis Başkanı inadına "Dindar" kimliği ön plana çıkabilir mi? Hepimiz susalım ve öncelikle Yüce Mahkeme'nin kararını bekleyelim...
 
Güngör Mengi: Tarihi görevi, Türkiye’yi derhal seçime götürmek, cumhurbaşkanını da ya halka veya yeni meclise seçtirmektir. Partilerini daha önce laikliğe aykırılık suçundan üç kez kapattırmış bir üçlüye iktidar fırsatı vermekten ötürü milleti pişman etmesinler.
 
Zülfü Livaneli: Türkiye’de ne yazık ki gerçek bir demokrasi değil, beş yılda bir çarpık bir seçimle geldikten sonra diktatorya ilan eden ve bütün erkleri elinde tutan hükümetlerin şımarıklığı var… Hükümet bir an önce Cumhurbaşkanı zorlamasını bırakıp, halka gitmeli… Laik cumhuriyete inanan herkes, artık sorumluluk sahibi olmalı ve tepkisini sivil yollardan ortaya koymalıdır. Eğer bu kesim yine bölük pörçük kalacak ve sandık başına gitmeyecekse, gelecek seçimde de karanlık tablolar çıkacaktır ortaya.
 
Okay Gönensin: Genelkurmay Başkanlığı’nın önceki gece yayınladığı metin, açıklama da değildir, bildiri de değildir. Muhtıradır. bir kez daha bu noktaya gelinmesinin asıl sorumlusu, siyasette en büyük başarısızlığı gösteren merkez ve merkez sol siyasetçilerdir. AKP bugün siyaset sahnesinde rakipsiz konumdadır. CHP Genel Başkanı “yarım ağız” demokrasiden söz ederken AKP’nin ancak yarısına ulaşabilen bir halk desteğine sahip olduğunu herhalde bilmektedir.
 
Mehmet Tezkan: Şu yaşananlara bakın. AKP, liderine tam yetki veriyor. Cumhurbaşkanı’nı sen belirle diyor. O da ailesine danışıyor. Ailesi sen olma diyor. Peki ailesi bu kararı nasıl veriyor? Eşi istihareye yatarak. İyi rüya görmedim, olma diyor. O da olmuyor. Yardımcısını aday gösteriyor. Bu mu demokrasi. Sivil giyiniyorlar diye bu anlayışı savunmak zorunda mıyız? Hayır. Ordu’nun bildirisi kadar. Bu anlayış da, bu kültürü yerleştirmeye çalışmak da yanlış.
 
Ekrem Dumanlı: Dünya haber ajansları Türk demokrasisine duyulan güveni sarsacak, istikrarı zedeleyecek bu tabloyu aynıyla nakletti. Metnin tamamı göz önüne alındığında hükümetin dik durduğunu; ancak dikleşmediğini, bazı iyi niyetli olmayanların emellerine ulaşmaması için diyalog önerdiğini görüyoruz. Doğru olan da budur. Toplumu kutuplaştıracak her türlü gayret bu ülkeye zarar verecektir. O yüzden asker-sivil, medya, iş dünyası, evet herkes sorumlu davranmak, problem ne kadar büyük olursa olsun demokrasi içinde çözüm yolları bulmak zorundadır.
 
Mustafa Ünal:'Sert bildiri' ya da 'muhtıra', adına ne derseniz deyin Genelkurmay'ın gece yarısı internet sitesinden duyurduğu açıklama demokratik hayata, siyasete ve Meclis'e müdahaledir. Böyle bir bildiri demokratik kuralların işleği hiçbir ülkede kabul edilemez.
 
Bülent Korucu: Bir tarafta Avrupa Birliği üyeliğini hedeflemiş Türkiye, öte yanda askeri vesayetten kurtulamamış siyasi yapı. AB'ye üyeliğin ötesinde asıl hedeflenen ekonomik ve siyasal parametrelerdir. Muasır medeniyet denilen ülkü, herhangi bir birliğe üye olmanın ötesinde, çağdaş demokrasinin nimetlerinin ülkeye taşınmasıdır. Kırık aşk hikayesi gibi kesintilerin aşık usandırması muhtemel riskler arasındadır. Devletin bekası ile ilgili endişelerin paylaşılacağı zemin Milli Güvenlik Kurulu'dur. Bunun dışındaki usuller, sadece çağdaş demokrasiye değil, bütün eksiklerine rağmen meri kanun ve kurallara da terstir. Anayasa Mahkemesi'nin önüne gitmiş bir mesele ile ilgili yapılan açıklamalar, yüksek yargının kararını da gölgeleyecek. Oluşacak içtihadın askere rağmen ya da askerin talimatıyla diye algılanması kaçınılmaz olacaktır. Askere rağmen olsa iki anayasal kuruluş arasında karşıtlık algısı kurulacak.
 
Fehmi Koru: Geldiğimiz noktayı CHP'nin uzlaşmaz tavrına ve anlaşılmaz biçimde onun peşine takılan DYP ile ANAP'a borçluyuz. Seçim kaçınılmaz oldu; Anayasa Mahkemesi kararının ardından, karar 'ret' bile olsa, bir yandan cumhurbaşkanı seçimine devam edilsin, bir yandan da acele erken seçim kararı alınsın.

Ali Bayramoğlu:
Asker demokrasi dersinden bir kez daha sınıfta kaldı... Genelkurmay Başkanlığı önceki gece anayasal bir sürecin tam ortasında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun gecesi, “siyasi açıdan anlamsız, toplumsal açıdan dayanaksız, hukuki açıdan gayri meşru bir açıklama” yaptı. Bir “muhtıra verme girişimi”nde bulundu. Nasıl olur da 21. yüzyılın ortasında dünyanın merkezindeki bir ülkede asker siyasete tam seçim esnasında, seçimleri etkilemek ya da engellemek için keyfi bir müdahale girişiminde bulunabilir?
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=29.04.2007&y=AliBayramoglu

İsmet Berkan:
Aklı başında insanlar için söylüyorum: Bu ülkede darbe olmamasının da, laikliğin de güvencesi aynı şeydir; yani, yılda 30 milyar doları aşan cari açık ve bu açığın finansmanı için Türkiye'ye yılda 20 küsur milyarı doğrudan yatırım, 60 küsur milyarı da sermaye piyasalarına veya borçlanma şeklinde giren yabancı sermaye. Anayasa Mahkemesi ne karar verecek olursa olsun, tercihen bu karardan önce hükümetin erken seçime gidileceğini açıklaması şu anda en uygun çözüm gibi gözüküyor. Bizi biraz olsun rahatlatacak tek yol seçime gitmektir ama adil ve demokratik bir seçime...
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219734
  
Site İstatistikleri

Üye sayısı:
3061

Bağlı kullanıcı: 1


Site üyelerinin profilini
görmek için tıklayın 
Kategoriler
Siyaset
Ekonomi
Dünya
İş Hayatı
Yaşam / Çevre
Eğlence
Teknoloji ve İnternet
Türk İnsanı
Spor


Yorumlarına ençok "KATILIYORUM" Alanlar
1. itaclis
2. ezgi
3. serdar.H1
4. ebru
5. viper
Ençok yorum yazanlar
1. serdar.H1
2. adidas2
3. aturkay
4. bilgesu
5. enes_41
 

Copyright © 2007 SenKararVer.com Her hakkı saklıdır.