Kendimi CHP'ye yakın hissediyorum ama CHP'ye oy vermiyorum, çünkü Deniz Baykal'ı beğenmiyorum:
Aşağıdaki tez, Özcan Baripoğlu’nun yazdığı, 1 Nisan 2007 tarihinde Radikal Gazetesi’nin Radikal İki ekinde “Paşalara Ayıp Olmasın” başlığı ile yayınlanan yazısından derlenerek hazırlanmıştır.
Bir CHP'li olarak, her seçimde sadece irtica tehdidi önüme sürülerek, benden bir kez daha oy talep edilmesinden bıktım. Artık bunun bir şantaj ilişkisine döndüğüne inanıyorum.
Deniz Baykal günübirlik, ben-merkezci hedeflere odaklanan bir siyaset adamı. Her Salı günü parti grubunda hitabet sanatının inceliklerini sunarak vaziyeti idare etmeye çalışıyor. CHP, Deniz Baykal'ın elinde tarihsel kimliğini, ağırlığını, toplumsal ciddiyetini her geçen gün biraz daha kaybediyor. Her bir seçim öncesinde bir modanın arkasına takılan bir parti haline getirdi koskoca CHP'yi. Anadolu İslamı, yeni yol, üçüncü yol derken şimdi de dudaklarımızı uçuklatan bir milliyetçilik sevdasının neredeyse Başbuğ'u haline geldi.
Baykal'ın dar ufuklu, fırsatçı ve güncel politika atraksiyonlarına dayanan siyaset yapma tarzı partinin tüm organlarına yayıldı. CHP, Atatürk, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ordunun sivil sözcülüğü üçlemesine dayanarak siyaset yapan bir parti oldu. Burada sosyal demokrasi, özgürlükler, adalet arayışı, fırsat eşitliği, ezilenler, yoksullar, dezavantajlı sosyal gruplar, gençler yok.
İşsizlik, yoksulluk ve gelecek kaygısını gidermek için somut bir proje yok, Kürt sorunu hakkında "reaktif" dışlayıcı bir politika giderek hakim hale gelmiş, Kuzey Irak meselesinde dün başka bugün başka bir politikanın peşine takılınıyor, AB konusunda rotadan sapılmış, ağır bir şüphecilik hali yerleşmiş, antidemokratik yasa ve düzenlemelere karşı sağ partileri bile aratır olunmuş.
Bu durumda CHP’ye neden oy verelim? Asla sahici olmayan, inandırıcılıktan uzak, heyecan verici bir gelecek tasavvuru taşımayan bir lidere neden oy verelim?
Ben bir CHP'li olarak, her seçimde sadece irtica tehdidi önüme sürülerek, benden bir kez daha oy talep edilmesinden bıktım. Artık bunun bir şantaj ilişkisine döndüğüne inanıyorum. Ben CHP'ye oy vermek istiyorum. Onun için de isyan ediyorum.
Özcan Baripoğlu'nun yazısının tam metni
|
|
CHP'ye oy veriyorum ve Deniz Baykal'ı beğeniyorum çünkü;
Aşağıdaki yazı, 19 Temmuz 2007 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde Ertuğrul Özkök'ün yazdığı köşe yazısıdan alınmıştır.
Baykal son 6 ayda istediği her şeyi yapmış, istediği her sonucu almıştır. Her şeyden önce AKP'ye "cumhurbaşkanı" seçtirmedi. Kabul edelim ki bu stratejinin en etkili mimarı Deniz Baykal'dı. Ortamı sertleştirerek, "AKP'yi dengelemenin tek yolu CHP'ye oy vermektir" stratejisini de başarıyla uyguladı.
Seçim meydanlarındaki üslubuna gelince...
Kürsülerdeki, ekranlardaki tarzı, üslubu, ısrarcılığı, rakibini kendi alanına çekme çabası bana hep genç Süleyman Demirel'i hatırlatıyor. Demirel, seçim meydanlarında yırtıcı bir şahindir. Baykal da öyle oldu. Demirel, rakiplerini her gün sarsacak atışlar yapar. Baykal da yaptı. Demirel tek düşman yaratır ve onun üzerine gider. Baykal da aynısını yaptı. Şurası bir gerçek ki, bu politikayı da son derece başarılı biçimde uyguladı.
Baykal'ı yıllardan beri iyi tanırım. Akademik geçmişimiz nedeniyle birbirimize karşı, zaman zaman kızgınlıklara, zaman zaman sempatiye dönüşen inişli çıkışlı bir ilişkimiz olmuştur. Birbirimize kızmışızdır ama hiçbir zaman ilgisiz kalmamışızdır. Diyeceğim, Baykal'la ilişkimizin gazeteciliğin ötesine giden, tarifi güç bir yanı vardır. Baykal'ın Demirel'e en çok benzeyen yanı da işte bu ilişkilerde kendini gösterir. Tıpkı Demirel gibi Baykal da "kızmayan", "küsmeyen", "sinirlerine hákim olan" bir siyasetçidir. Gazetecilere en kızdığı zamanlarda bile küsmez, telefonlarına çıkar. Çıktığı zaman da sesi her zamanki gibidir. Baykal'ın bu özelliği, onun seçim sonrasında hükümet sorumluluğu yüklendiği takdirde, en önemli meziyeti haline dönüşecektir.
Şunu söylemek istiyorum:
Bugün miting meydanlarının hırçın adamı, yarın devlet koltuğunda fevkalade uzlaşmacı bir siyasetçi haline dönüşebilir. Tanıdığım Baykal, bu karakterde bir insandır. "Dün dündür, bugün bugün" zihniyeti, siyaset açısından olumlu ve yapıcı bir anlama da sahiptir. Çünkü o cümle, "siyasette gerçekçiliğin" atasözü haline dönüşmüştür. Emin olun, Baykal, bu zihniyetin Türkiye'deki en gerçekçi temsilcilerinden birisidir.
Bugün için ondan almayı istediğim tek teminat şudur: İlhan Kesici gibi liberal ekonominin kurallarını iyi bilen bir insan, Baykal'ın hemen yanındaki koltuklarda kendine yer bulabilecek mi? Yoksa Kemal Derviş gibi o da, "amaca ulaşıncaya kadar binilen tramvayın yalnız yolcusu mu?" Bu defa böyle olmayacağına inanıyorum. Çünkü Baykal da küresel dünyanın gerçeklerini çok iyi biliyor. Çünkü, "Dün dündür, bugün bugün" zihniyetine, tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar ihtiyacımız var. Öyleyse baştaki soruya tekrar dönelim. Baykal'a oy verilebilir mi?
İç rahatlığıyla "Evet".
|
|